11 Kasım 2007 Pazar

yarabbi şükür şükür

sonunda ankarada durmak bilmeyen, durmak bilmediği kadar ses çıkaran, ses çıkardığı kadar insanı tedirgin eden bi yağmur yağdı. fırtına bu mudur tam bilmiyorum, zira uçuşan kaçışan şeyler varsa daha gerilimli bi görüntü yaratmasın diye perdeleri açsam mı diye soran sesi sallamadım. öte yandan belki de duyulduğu gibi değildir, belki eski ingiliz zamanlarını anlatan ve kasabamsı köyümsü yerlerde geçen filmlerdeki estetik yağmurdur bu. hani vuuuuu diye rüzgar eser, ağaçlar hışırdar, şapkalı genç kızlar içeri doğru koşuşur falan...

şimdi bizim suyumuz normale dönecek mi diye haberlerden "susuz kalan ankara" diye bir şeyler gözüne çarpmış ama daha da fazla bir şey bilmeyen çocuklar gibi safça, biraz da ümit etmek daha güzel olduğundan, bir soru sorsam... suyumuz nereden geliyo bilmiyorum, ama hep ılık akıyo kendileri. ılık su bende böyle bi kirlilik hissiyatı uyandırıyo. sıcak denize girmek de kötüdür zaten.

bu arada arkadaşlar, navigasyon artık böyle bişey diyen markayı, o reklamın bu cümleyle yayına girmesinde emeği olan tüm reklamcıları ve pazarlama yetkililerini en içten dileklerimle selamlıyor, isimlerini türkçe okunuşuyla nokya olarak ifşa etmekten çekinmiyorum. bi yandan televizyon açık da oradan aklıma geldi. çok mu zor buna bir türkçe karşılık bulmak yahu? ingilizce bilmeyen nokya kullanmasın mı? bu reklamdan ötürü ben kullanmayabilirim mesela, zaten henüz hiç bi telefonumda kendisiyle haşır neşir olamadım, bu saatten sonra da olmazsam bişe değişmez değil mi efenim.

bir gün daha ödevim olan proje adına hiçbir şey yapmadan bitiverdi, oysa ben facebook diliyle "bu sene derslerime günü gününe çalışacaktım". "binecektim eşşeğe vurucaktım kırbacı". fakat "üşeniyorum öyleyse yarın" kılıfına sığınıyor, sıkıcı pazarı, ona, her zamanki gibi, yetişmesi gereken bir şeyler bırakarak karşılıyorum.